Makale Dizini

1.2.3. Biyoremediasyonda En Son Stratejiler

Kirlenmiş bir çevreyi temizlemek için (hava, toprak ve su) genetiği değiştirilmiş bazı organizmaların (mikroorganizmalar ve bitkiler) (GDO) kullanımı biyoremediasyon için yeni bir stratejidir. Bu biyoteknolojik teknikten ilk olarak 1900’lerin başında bahsedilmiştir. Bilim adamları, hidrokarbon ve pestisitler gibi bazı kimyasalları metabolize etmede organizma yeteneğini arttırmak için şu anda genetik mühendisliği yaklaşımını kullanmaktadır. Laboratuvar koşullarında tehlikeli atıkların ayrışmasını geliştirmek için bu biyoteknolojik teknik üzerine yoğun çalışmalar vardır. Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, daha yüksek ayrışma kapasitesine sahiptir ve belirli koşullar altında çeşitli kirleticilerin ayrışmasında başarılı oldukları gösterilmiştir. Genetik modifikasyonlar teknolojisi, ileri biyoremediasyon yöntemleri için mikroorganizmalar ve bitkilerde kullanılmaktadır.

Biyoremediasyon için Genetiği Değiştirilmiş Mikroorganizmalar

Mikrobiyal biyoremediasyon süreçlerinin kontrolü ve optimizasyonu birçok faktörü olan karmaşık bir sistemdir. Bu faktörler; kirleticileri parçalama yeteneği olan mikrobiyal bir nüfusun varlığını, kirleticilerin mikrobiyal nüfusa olan faydalarını ve çevresel faktörleri içermektedir. Bazı araştırmacılar, biyoremediasyon için genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların (GDO) kullanılmasının, o yere özgü mikroorganizmaların kullanılmasından daha etkili olduğunu iddia etmektedir.

Biyoremediasyon için Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler

Doğada 450’den fazla bitki türü (otlar, ayçiçeği, mısır, kenevir, keten, yonca, tütün, söğüt, Hint hardalı, kavak, su sümbülü vb.) vücutlarında metalleri (Zn, Ni, Mn, Cu, Co ve Cd), yarımetaller (As) ve ametalleri (Se) biriktirebilmektedir. Ayrıca, biyoteknoloji tekniklerini fitoremediasyonla birleştirmek, remediasyon yönteminden daha etkilidir. Genetiği değiştirilmiş bitkiler (GDB) yaklaşımı, son yirmi yıldır başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

backnext

 

Dahili Ağ