Makale Dizini
1.2.1 İhtiyatlılık İlkesi
İhtiyatlılık ilkesi kökeninde felsefi bir ilke olmaktan çok politik bir ilkedir ve ilk olarak Almanca konuşulan bölgede ‘Vorsorgeprinzip’ (tedbir ilkesi) olarak tanıtılmıştır. Bu ilke, birkaç ulusal hukuki metne ve uluslararası anlaşmalara ya da beyanlara dâhil edilmiştir. Per Sandin ve ark. (2002: 288) tarafından güzel bir tanımı yapılmıştır: “ihtiyatlılık ilkesinin temel mesajı, mevcut kanıtlar, bilimsel bir gerçek olarak olası bir tehlikenin varlığına müdahalede bulunmak için yetersiz kalsa bile, bazı durumlarda olası bir tehlikeye karşı tedbir almak gerektiğidir”. Bu nedenle, ihtiyatlılık ilkesinin, tehlike tespitine ve bilimsel belirsizliğe dayalı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, ispat yükü (bir eylemin, topluma ya da çevreye ciddi zarar verebilmesi) böylesi bir zararı önlemek için tedbir alınması gerektiğini savunanlara düşmektedir (ayrıca bkz. Raffensperger ve Tickner 1999). Topluma ya da çevreye olası bir zarar sezildiği zaman, ihtiyatlılık ilkesi uygulanmalıdır. Ancak çoğu zaman planlanmış bir eylemin insan ya da çevre üzerinde zarara yol açıp açmayacağı belli olmamaktadır, çünkü insan eylemlerinin çevre ya da insan sağlığı üzerine olası etkileri, karmaşık sistem dinamiklerine bağlıdır. Bu nedenle de eylemlerin gerçek sonuçları tahmin edilemeyebilir. Buna bağlı olarak, daha fazla bilimsel araştırma gereklidir. Ancak mevcut bir eylem karmaşık bir sistem (insan ya da doğal) içine müdahil olursa dikkatli olmak da gerekmektedir.
Günümüzde ihtiyatlılık ilkesi, birçok Avrupa sözleşmesine ve uluslararası sözleşmeye ve anlaşmaya dâhil edilmiştir. Örneğin, Alman Federal Hükümeti, Çevre üzerine 1976 tarihli Raporunda, ihtiyatlılık ilkesini aşağıdaki gibi tanımlamıştır:
Çevre politikası, olması yakın tehlikeleri önlemek ve çoktan olmuş olan hasarı gidermekle sınırlı değildir. İhtiyatlılık çevre politikası ayrıca doğal çevrenin korunmasını ve özenle bakılmasını talep etmektedir. İhtiyatlılık ilkesi, birkaç çevresel hükümde belirtilmektedir ve ayrıca risk önlemenin yanı sıra kaynak korumayı da içermektedir (Alman Federal Hükümeti 1976).
İhtiyatlılık ilkesi, genetiği değiştirilmiş gıdaların pazarlanması, büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde hormon kullanılması, ya da “deli dana” hastalığını önlemek için olan tedbirler gibi toplum sağlığını tehdit eden potansiyel risklerle ilgili yasal düzenlemeler ve kararlarda özellikle önemlidir.
Bununla birlikte, gerçek durumlarda politika yapıcılar genellikle geçerli bilimsel bilgi eksikliği ya da farklı paydaşlar arasındaki azaltılamaz çıkar çatışmaları ile mücadele etmek zorundadır. Bazen olası zararı tahmin etmek ya da değerlendirmek ve makul bir siyasi uzlaşma yolu bulmak çok zordur. Ama yine de, yenilikçi bir ürün ya da eylemden kaynaklanan gerçek bir potansiyel risk olup olmadığına dair yetersiz bilgi olduğu zaman, ihtiyatlılık ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanmasından kaçınmak gerekmektedir. Bu durumda, ilke tüm eylemlerin yasaklanması gibi ölçüsüz bir şekilde uygulanabilir (bkz. Van den Belt 2003), bu da tüm teknolojik yeniliklerin ve ilerlemelerin durmasına sebep olabilir.
